Teknoloji marketlerine ürün vermeyeceğiz Arçelik ve Beko bayilerinin arkasındayız.  
"Matematik en sevdiğim dersti. Lisedeki matematik öğretmenlerim derste asistanlık yaptırırlardı. Bu benim de hoşuma giderdi. Matematikteki başarımdan ötürü mühendis olmayı çok istiyordum ve eğer mühendis olamazsam dünya yıkılır sanırdım. Sınavlarda ODTÜ Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi'ni ilk girişte kazandım. Ancak babam öğretmendi ve imkânları da sınırlıydı. Kendisi kayıt olayım diye o zamanın parasıyla 500 lira verdi bana. Kayıt ücreti ise 450 liraydı.
AKA GÜNDÜZ ÖZDEMİR
 

ODTÜ'nün bahçesinde kayıt masasının önünde en son kayıt saati bitene kadar bekledim. Kayıt sorumlusu bayan bana bakıyor ben ona bakıyorum; ama bir yandan da şunu düşünüyorum: 'Bu para benim hakkım mı? Ailem bu kadar sıkıntı içindeyken, benim bu parayı okula vermem doğru olur mu?' Ve işte hayatımın en ciddi kararını orada verdim ve o gün ODTÜ'ye kayıt yaptırmadım. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nden mezun oldum."

Koç Topluluğu'nun amiral gemisi Arçelik'in Genel Müdürü ve Koç Topluluğu Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Aka Gündüz Özdemir ile söyleşeceğiz. Konuşmamızın başında kendisini anlatmasını istiyoruz Özdemir'den. Bugünden geçmişe tersten bir kronoloji ile ilginç bir anlatım çıkıyor ortaya: "Her insanda olduğu gibi ben de idealleri olan biriyim. Ancak hiçbir zaman Arçelik'in genel müdürü olacağım diye düşünmemiştim. Aslında satıcı olacağım da hiç aklıma gelmemişti. Bir memur çocuğu olarak o zamanki ortama göre en büyük hayalim mühendis olmaktı. Ben bu hayallerin peşinde koşarken, Beko Ticaret'te işe başladım. Annem hastaydı ve evi geçindirmek durumundaydım. Bu sebeple kısa yoldan sonuç almalıydım.

O yıllardan başlayarak şu anda geldiğim yere ve geçen zamana bakıyorum. Düşündüklerimin başlangıçtan bugüne farkını düşünüyorum. Bu açıdan baktığımda da şunu söyleyebilirim ki, kişilik olarak hiç değişmedim. Bir ara kendi kendime, 'Sen Türkiye'nin büyük şirketlerinden birisinin genel müdürüsün. Peki acaba neler değişti?' diye sordum. Sonra karar verdim ki değişen bir şey olmamış, ben yine eski benim."

Gündüz Özdemir değişmemiştir; ama etrafındakilerden biri ona, 'Bu Arçelik'in genel müdürlük koltuğuna oturan herkes bir tuhaf oluyor.' der. Özdemir o gün de bu görüşe katılmaz bugün de; çünkü değişmediğini hisseder. Değişen, Özdemir'in aldığı sorumluluğun derecesidir. 18 bin çalışanın ve 4 bin 500 bayinin sorumluluğunu her an hisseder.

Ya olduğun gibi görün!

"İşi yaparken beynimi o işin içine sokmazsam, üretken olamam. Böyle olduğum için her meseleyi anlamaya çalışıyorum. Sonuç odaklı biriyim. İşi uzatmadan pratik çözümler bularak bitirmeyi severim. Üniversite yıllarımdan bir hocam, 'Size verilen hiçbir işi asla küçümsemeyin.' derdi. Bunun anlamını merak ederdim. Sonra iş hayatına girince baktım ki durum gerçekten farklı. İş dünyasında sadece işini iyi yapanlar yükselir. Koç Topluluğu'nda farklı ve etkin yönleriniz iş yaparken öne çıkmaya başlar. Bir yönetici verdiği sorumluluğun iyi kullanıldığını görürse, o kişiyi destekler. İşin mantığı da budur. Ben verilen işi en iyi şekilde yapmak için gayret sarf edenlerdenim. İş hayatım boyunca da hiçbir zaman gereğini yapmadan bir üst mevkiye çıkmadım." diyen Gündüz Özdemir bir anlamda işi yaparken yararını gördüğü inatçı kişiliğini de ortaya koyuyor.

Gündüz Özdemir'in çok net bir hayat felsefesi var, 'Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol'. Bu felsefe onu her ortamda güvenli kılıyor. Görünüş itibarıyla biraz mesafeli olduğunu söylüyor Özdemir ve "İnsanlara karşı mesafe koymasını beceririm. Ölçerim, tartarım ve ona göre kendime bir mesafe belirlerim." diyor.

Gündüz Özdemir'in çalışanları tanımladığı iki kategorisi var: "Birincisi sizi yormaz ve dört dörtlük bir iş çıkarır. Kimisi de vardır ki, 'Ben yapsam daha iyi olurdu' dedirtir size. Kendiniz yapsanız, daha makbule geçecektir. İşte böyle bir durumda o insanı kafanızda bir yere koyar ve ilk fırsatta da onunla ilgili aldığınız kararı, yanlışı düzeltirsiniz. Kinci değilimdir; ama unutmamaya çalışırım. Hafıza eğer unutursa kötü niyetli insanlar bundan yararlanır."

Hep daha akıllılarla çalıştım

Mühendis olacakken Beko Ticaret'te satış kadrosunda işe başlayan Özdemir'in o ilk günlere ilişkin unutamadığı anıları var. Yöneticisinin, Özdemir askere giderken geri dönmeyi düşünüyorsa kısa dönem askerliği boyunca çeyrek maaş ödeme teklifi ve döndükten sonra da Cengiz Solakoğlu'nun, "Kulübe hoş geldin. Sen artık yöneticisin, yerine adam yetiştirmedikçe de bu konumun genel müdürsün?" demesini unutmuyor. Bugünkü birikimiyle de Solakoğlu'nun söylediklerini ise şöyle yorumluyor: "İnsana yatırımın ne kadar önemli olduğunu bana anlatan bir cümle olduğunu gördüm. Hayatım boyunca çok iyi eğitim almış kişilerle çalıştım. Benden daha zayıf birini yanımda çalıştırmayı hiç düşünmedim. Hep daha akıllılarla ve iyi eğitim almışlarla çalışmayı tercih ettim. Çünkü her biri bana çok şey kattı. Ben verdim, ama almasını da bildim. Bu şekilde kendimi iyi eğittiğimi düşünüyorum."

Efsanevi Beko markası nasıl doğdu?

Beko yıllarca Arçelik markası ile aynı şirketin ürünleri olmasına rağmen gerçek bir rakip gibi mücadele etti. Bunun doğru bir strateji olduğuna o gün de inanıyordu Özdemir, bugün de. Markanın gelişimini ve geleceğe ilişkin görüşlerini de bakın nasıl özetliyor: "Beko 1970'li yıllardan beri vardı. Teknoloji imajı ve 'Bir Dünya Markası' sloganı ile hem yurtiçinde hem de yurtdışında farklı tüketici gruplarının ihtiyaçlarına cevap vermesi sağlandı. Beyaz eşyadan elektroniğe çeşitlenen ürün yelpazesiyle İngiltere, Fransa ve Almanya gibi gelişmiş ve büyük pazarlarda olduğu kadar, Kongo, Fildişi Sahili gibi küçük pazarlarda da satılıyor." 1998'de Beko Ticaret, Gündüz Özdemir liderliğinde EFQM ve Kalder Ulusal Kalite ödüllerinin sahibi oldu. Özdemir, "1991 yılında Beko Ticaret'in genel müdürü oldum. Markanın geldiği yer itibarıyla gurur duyuyorum. Beko'nun dünyanın ilk on büyük markası içinde yer almasını hedefledim. Marka, 2004 yılında dünya sırlamasında 17. sıradaydı. Şu anda dünya sıralamasında 12. sıraya geldi. Aslında benim ilk ona girme hayalim 2010 yılı olarak şekillenmişti, tahmin ediyorum ki 2008 yılında bu hedefimize varacağız." diyor.

Bu yöneticilik sırrı, bende kalsın

"Arçelik Türkiye'nin en değerli markası ve bu böyle de kalacak." diyor Özdemir, "Aynı sektörde başka markalar olsa bile Arçelik her zaman öndedir. Beko'nun varlığı Arçelik'i pazarda daha rahat kılmıştır. Beko'da bulunduğum sürelerde ne Arçelik markası değerinden kaybetti ne de pazar payından. Bu bir stratejiydi ve tuttu." diye devam ediyor.

Gündüz Özdemir iki markayı, etkin marka yönetimi ve tutarlı stratejiler paralelinde başarılı bir şekilde yönettiklerini ifade ediyor. 'Bunu nasıl başarıyorsunuz?' diye sorunca; "Bu bir yöneticilik sırrı olarak bende kalsın." diyor. İki yıl sonra Özdemir emekli olacak. Peki o zaman neler olacak? Kurum ve ekip de bu yazılı olmayan öğretiyi öğrenmiş midir acaba? "Tabii ki kurum biliyor, ekibim de biliyor." diyor.

Gündemimizde markaların geleceği vardı; ama Gündüz Özdemir satış kanallarının geleceğine ilişkin görüşünü de yeri gelmişken dillendirdi. Görünen o ki, gelecek, teknoloji marketlerle bayilerin arasında geçeceği öngörülen pazar mücadelelerine gebe. Arçelik Genel Müdürü Özdemir'in bu zorlu sürece ilişkin görüşü şöyle: "Bayiler 'Ne olacak?' diye soruyorlar. Hiçbir şey olmayacak. Çünkü biz hiçbir markamızı yani Beko ve Arçelik'i bu teknoloji marketlere sokmayacağız. Sonuna kadar da bayilerin yanındayız. Beyaz eşya işi kahverengi işten farklıdır. Elektronik marketlerin beyaz eşya ihtiyacı var; ama biz vermeyeceğiz. Türkiye'de bu böyle devam edip gider mi bilmiyorum. Ben bu savaşta elektronik marketlerin büyük bir kısmının yenik düşeceğini düşünüyorum. Yurtdışından büyük perakendeciler buraya yatırım yapmaya geliyorlar. Çoğu da hesapsız kitapsız geliyor. Belki 30 sene sonrasını düşünerek geliyorlar. Ama benim iyi bildiğim bir şey varsa o da hiç kimse zarar ettiği faaliyeti sürdürmeyecektir."

Arçelik markasının hem satış sonrası hizmette hem de Ar-Ge yatırımlarıyla yenilikçilikte önde olduğunu söyleyen Özdemir'in yabancı marka düşkünlüğüne ilişkin net bir görüşü de var: "Gelir seviyesi yüksek olan bir grup insan gidip Doğubank'tan ürün alıyor. Aldıkları ürünler bozuluyor. Bu sefer tamir için ödenen rakam neredeyse ürünün gerçek fiyatına denk geliyor. Ayrıca bazı müteahhitler var. İnşaatlarında yabancı marka ürünleri kullanıyorlar. Amaç belli, farkı çok bilmeyenlere pahalı ürün satmak. Ben yerli malı kullanılmasından yanayım. Garip bir milletiz. Sabahtan akşama kadar borç, ticari açık konuşuyoruz; ama iş önümüzdeki problemi halletmeye gelince bir şey yok. İnsanlar ürünlere yakından baksa yabancının yerliden farkı olmadığını görecekler."

Özdemir'e göre pazarda rekabet şekilleniyor. Rusya ve Romanya'ya üretim yaptıklarını söyleyen Özdemir, Türk markalarının dünya pazarlarındaki şansını sorduğumuzda "Yerli üreticiler, bizim kadar markaya yatırım yapmamaktadır." diyor.

Beyaz eşyada neler olacak?

Gündüz Özdemir'in bu üç konudaki cevapları sırasıyla şöyle: "Sanayici yatırım yapmazsa rahat etmez, yeni yatırımları da her zaman vardır. İşin gereği neyse hem yurtiçinde hem yurtdışında yatırım yapmaya devam edeceğiz.

Dünyanın bütün sektörleri gibi beyaz eşyada Çin de var. Ama beyaz eşya sektörü demonte bir sektör değil. Bu özelliğinden dolayı lojistik çok önemli. Böyle bakıldığı zaman Çin'in Avrupa'da başarılı olma ihtimali çok zor. Batı Avrupa ile iş yapanlar ya Çin'e ya da Doğu Avrupa'ya kaçıyor. Burada Türkiye'nin coğrafi konumu önemli. Türkiye rekabetçi stratejilere sahip. Bu yüzden şansı çok fazla. Ülkemize gelince; birbirimizle uğraşıyor, geçinemiyoruz. Oysa dünyanın hiçbir yerinde bu kadar müteşebbis bir ruh yok. Ben yıllardır ülkemizde sanayi politikası uygulandığına da inanmayanlardanım. Özellikle New York ve Londra'da yabancı yatırımcılarla konuşuyoruz. Düzgün siyaset ve işbirliği yapamadığımıza değiniyorlar. Meselâ hâlâ etnik ayrımcılık yapılıyor. Artık her şey değişti. İnsanlar bunun oyununa gelmemeli. Kavga ederek kalkınamayız."

Son söz: İnsanın özü, kariyerini belirler

Mühendis olacakken satıcı, satıcıyken yıllar içinde genel müdür olmuş Gündüz Özdemir. Kariyerinde sorumluluk duygusu etkin rol oynamış. Bugün kendi sektörünün lideri Arçelik'in başındayken de yine aynı duygunun etkisini hissediyor. Sorumluluk duygusu yönetimine şekil veriyor. Özündeki sorumluluk duygusu kariyerini başlangıçta farklı yöne çekse de bugün geldiği konum itibarıyla Gündüz Özdemir'i genel müdür ve grup başkanı unvanlarıyla ödüllendiriyor.

Günseli Özen Ocakoğlu

21 Haziran 2007, Perşembe