 |
| AKA GÜNDÜZ ÖZDEMİR |
| |
ODTÜ'nün bahçesinde kayıt masasının önünde en son kayıt
saati bitene kadar bekledim. Kayıt sorumlusu bayan bana
bakıyor ben ona bakıyorum; ama bir yandan da şunu
düşünüyorum: 'Bu para benim hakkım mı? Ailem bu kadar
sıkıntı içindeyken, benim bu parayı okula vermem doğru olur
mu?' Ve işte hayatımın en ciddi kararını orada verdim ve o
gün ODTÜ'ye kayıt yaptırmadım. Daha sonra İstanbul
Üniversitesi İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nden mezun
oldum."
Koç Topluluğu'nun amiral gemisi Arçelik'in Genel Müdürü
ve Koç Topluluğu Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanı Aka Gündüz
Özdemir ile söyleşeceğiz. Konuşmamızın başında kendisini
anlatmasını istiyoruz Özdemir'den. Bugünden geçmişe tersten
bir kronoloji ile ilginç bir anlatım çıkıyor ortaya: "Her
insanda olduğu gibi ben de idealleri olan biriyim. Ancak
hiçbir zaman Arçelik'in genel müdürü olacağım diye
düşünmemiştim. Aslında satıcı olacağım da hiç aklıma
gelmemişti. Bir memur çocuğu olarak o zamanki ortama göre en
büyük hayalim mühendis olmaktı. Ben bu hayallerin peşinde
koşarken, Beko Ticaret'te işe başladım. Annem hastaydı ve
evi geçindirmek durumundaydım. Bu sebeple kısa yoldan sonuç
almalıydım.
O yıllardan başlayarak şu anda geldiğim yere ve geçen
zamana bakıyorum. Düşündüklerimin başlangıçtan bugüne
farkını düşünüyorum. Bu açıdan baktığımda da şunu
söyleyebilirim ki, kişilik olarak hiç değişmedim. Bir ara
kendi kendime, 'Sen Türkiye'nin büyük şirketlerinden
birisinin genel müdürüsün. Peki acaba neler değişti?' diye
sordum. Sonra karar verdim ki değişen bir şey olmamış, ben
yine eski benim."
Gündüz Özdemir değişmemiştir; ama etrafındakilerden biri
ona, 'Bu Arçelik'in genel müdürlük koltuğuna oturan herkes
bir tuhaf oluyor.' der. Özdemir o gün de bu görüşe katılmaz
bugün de; çünkü değişmediğini hisseder. Değişen, Özdemir'in
aldığı sorumluluğun derecesidir. 18 bin çalışanın ve 4 bin
500 bayinin sorumluluğunu her an hisseder.
Ya olduğun gibi görün!
"İşi yaparken beynimi o işin içine sokmazsam, üretken
olamam. Böyle olduğum için her meseleyi anlamaya
çalışıyorum. Sonuç odaklı biriyim. İşi uzatmadan pratik
çözümler bularak bitirmeyi severim. Üniversite yıllarımdan
bir hocam, 'Size verilen hiçbir işi asla küçümsemeyin.'
derdi. Bunun anlamını merak ederdim. Sonra iş hayatına
girince baktım ki durum gerçekten farklı. İş dünyasında
sadece işini iyi yapanlar yükselir. Koç Topluluğu'nda farklı
ve etkin yönleriniz iş yaparken öne çıkmaya başlar. Bir
yönetici verdiği sorumluluğun iyi kullanıldığını görürse, o
kişiyi destekler. İşin mantığı da budur. Ben verilen işi en
iyi şekilde yapmak için gayret sarf edenlerdenim. İş hayatım
boyunca da hiçbir zaman gereğini yapmadan bir üst mevkiye
çıkmadım." diyen Gündüz Özdemir bir anlamda işi yaparken
yararını gördüğü inatçı kişiliğini de ortaya koyuyor.
Gündüz Özdemir'in çok net bir hayat felsefesi var, 'Ya
olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol'. Bu felsefe onu
her ortamda güvenli kılıyor. Görünüş itibarıyla biraz
mesafeli olduğunu söylüyor Özdemir ve "İnsanlara karşı
mesafe koymasını beceririm. Ölçerim, tartarım ve ona göre
kendime bir mesafe belirlerim." diyor.
Gündüz Özdemir'in çalışanları tanımladığı iki kategorisi
var: "Birincisi sizi yormaz ve dört dörtlük bir iş çıkarır.
Kimisi de vardır ki, 'Ben yapsam daha iyi olurdu' dedirtir
size. Kendiniz yapsanız, daha makbule geçecektir. İşte böyle
bir durumda o insanı kafanızda bir yere koyar ve ilk
fırsatta da onunla ilgili aldığınız kararı, yanlışı
düzeltirsiniz. Kinci değilimdir; ama unutmamaya çalışırım.
Hafıza eğer unutursa kötü niyetli insanlar bundan
yararlanır."
Hep daha akıllılarla çalıştım
Mühendis olacakken Beko Ticaret'te satış kadrosunda işe
başlayan Özdemir'in o ilk günlere ilişkin unutamadığı
anıları var. Yöneticisinin, Özdemir askere giderken geri
dönmeyi düşünüyorsa kısa dönem askerliği boyunca çeyrek maaş
ödeme teklifi ve döndükten sonra da Cengiz Solakoğlu'nun,
"Kulübe hoş geldin. Sen artık yöneticisin, yerine adam
yetiştirmedikçe de bu konumun genel müdürsün?" demesini
unutmuyor. Bugünkü birikimiyle de Solakoğlu'nun
söylediklerini ise şöyle yorumluyor: "İnsana yatırımın ne
kadar önemli olduğunu bana anlatan bir cümle olduğunu
gördüm. Hayatım boyunca çok iyi eğitim almış kişilerle
çalıştım. Benden daha zayıf birini yanımda çalıştırmayı hiç
düşünmedim. Hep daha akıllılarla ve iyi eğitim almışlarla
çalışmayı tercih ettim. Çünkü her biri bana çok şey kattı.
Ben verdim, ama almasını da bildim. Bu şekilde kendimi iyi
eğittiğimi düşünüyorum."
Efsanevi Beko markası nasıl doğdu?
Beko yıllarca Arçelik markası ile aynı şirketin ürünleri
olmasına rağmen gerçek bir rakip gibi mücadele etti. Bunun
doğru bir strateji olduğuna o gün de inanıyordu Özdemir,
bugün de. Markanın gelişimini ve geleceğe ilişkin
görüşlerini de bakın nasıl özetliyor: "Beko 1970'li
yıllardan beri vardı. Teknoloji imajı ve 'Bir Dünya Markası'
sloganı ile hem yurtiçinde hem de yurtdışında farklı
tüketici gruplarının ihtiyaçlarına cevap vermesi sağlandı.
Beyaz eşyadan elektroniğe çeşitlenen ürün yelpazesiyle
İngiltere, Fransa ve Almanya gibi gelişmiş ve büyük
pazarlarda olduğu kadar, Kongo, Fildişi Sahili gibi küçük
pazarlarda da satılıyor." 1998'de Beko Ticaret, Gündüz
Özdemir liderliğinde EFQM ve Kalder Ulusal Kalite
ödüllerinin sahibi oldu. Özdemir, "1991 yılında Beko
Ticaret'in genel müdürü oldum. Markanın geldiği yer
itibarıyla gurur duyuyorum. Beko'nun dünyanın ilk on büyük
markası içinde yer almasını hedefledim. Marka, 2004 yılında
dünya sırlamasında 17. sıradaydı. Şu anda dünya
sıralamasında 12. sıraya geldi. Aslında benim ilk ona girme
hayalim 2010 yılı olarak şekillenmişti, tahmin ediyorum ki
2008 yılında bu hedefimize varacağız." diyor.
Bu yöneticilik sırrı, bende kalsın
"Arçelik Türkiye'nin en değerli markası ve bu böyle de
kalacak." diyor Özdemir, "Aynı sektörde başka markalar olsa
bile Arçelik her zaman öndedir. Beko'nun varlığı Arçelik'i
pazarda daha rahat kılmıştır. Beko'da bulunduğum sürelerde
ne Arçelik markası değerinden kaybetti ne de pazar payından.
Bu bir stratejiydi ve tuttu." diye devam ediyor.
Gündüz Özdemir iki markayı, etkin marka yönetimi ve
tutarlı stratejiler paralelinde başarılı bir şekilde
yönettiklerini ifade ediyor. 'Bunu nasıl başarıyorsunuz?'
diye sorunca; "Bu bir yöneticilik sırrı olarak bende
kalsın." diyor. İki yıl sonra Özdemir emekli olacak. Peki o
zaman neler olacak? Kurum ve ekip de bu yazılı olmayan
öğretiyi öğrenmiş midir acaba? "Tabii ki kurum biliyor,
ekibim de biliyor." diyor.
Gündemimizde markaların geleceği vardı; ama Gündüz
Özdemir satış kanallarının geleceğine ilişkin görüşünü de
yeri gelmişken dillendirdi. Görünen o ki, gelecek, teknoloji
marketlerle bayilerin arasında geçeceği öngörülen pazar
mücadelelerine gebe. Arçelik Genel Müdürü Özdemir'in bu
zorlu sürece ilişkin görüşü şöyle: "Bayiler 'Ne olacak?'
diye soruyorlar. Hiçbir şey olmayacak. Çünkü biz hiçbir
markamızı yani Beko ve Arçelik'i bu teknoloji marketlere
sokmayacağız. Sonuna kadar da bayilerin yanındayız. Beyaz
eşya işi kahverengi işten farklıdır. Elektronik marketlerin
beyaz eşya ihtiyacı var; ama biz vermeyeceğiz. Türkiye'de bu
böyle devam edip gider mi bilmiyorum. Ben bu savaşta
elektronik marketlerin büyük bir kısmının yenik düşeceğini
düşünüyorum. Yurtdışından büyük perakendeciler buraya
yatırım yapmaya geliyorlar. Çoğu da hesapsız kitapsız
geliyor. Belki 30 sene sonrasını düşünerek geliyorlar. Ama
benim iyi bildiğim bir şey varsa o da hiç kimse zarar ettiği
faaliyeti sürdürmeyecektir."
Arçelik markasının hem satış sonrası hizmette hem de
Ar-Ge yatırımlarıyla yenilikçilikte önde olduğunu söyleyen
Özdemir'in yabancı marka düşkünlüğüne ilişkin net bir görüşü
de var: "Gelir seviyesi yüksek olan bir grup insan gidip
Doğubank'tan ürün alıyor. Aldıkları ürünler bozuluyor. Bu
sefer tamir için ödenen rakam neredeyse ürünün gerçek
fiyatına denk geliyor. Ayrıca bazı müteahhitler var.
İnşaatlarında yabancı marka ürünleri kullanıyorlar. Amaç
belli, farkı çok bilmeyenlere pahalı ürün satmak. Ben yerli
malı kullanılmasından yanayım. Garip bir milletiz. Sabahtan
akşama kadar borç, ticari açık konuşuyoruz; ama iş
önümüzdeki problemi halletmeye gelince bir şey yok. İnsanlar
ürünlere yakından baksa yabancının yerliden farkı olmadığını
görecekler."
Özdemir'e göre pazarda rekabet şekilleniyor. Rusya ve
Romanya'ya üretim yaptıklarını söyleyen Özdemir, Türk
markalarının dünya pazarlarındaki şansını sorduğumuzda
"Yerli üreticiler, bizim kadar markaya yatırım
yapmamaktadır." diyor.
Beyaz eşyada neler olacak?
Gündüz Özdemir'in bu üç konudaki cevapları sırasıyla
şöyle: "Sanayici yatırım yapmazsa rahat etmez, yeni
yatırımları da her zaman vardır. İşin gereği neyse hem
yurtiçinde hem yurtdışında yatırım yapmaya devam edeceğiz.
Dünyanın bütün sektörleri gibi beyaz eşyada Çin de var.
Ama beyaz eşya sektörü demonte bir sektör değil. Bu
özelliğinden dolayı lojistik çok önemli. Böyle bakıldığı
zaman Çin'in Avrupa'da başarılı olma ihtimali çok zor. Batı
Avrupa ile iş yapanlar ya Çin'e ya da Doğu Avrupa'ya
kaçıyor. Burada Türkiye'nin coğrafi konumu önemli. Türkiye
rekabetçi stratejilere sahip. Bu yüzden şansı çok fazla.
Ülkemize gelince; birbirimizle uğraşıyor, geçinemiyoruz.
Oysa dünyanın hiçbir yerinde bu kadar müteşebbis bir ruh
yok. Ben yıllardır ülkemizde sanayi politikası uygulandığına
da inanmayanlardanım. Özellikle New York ve Londra'da
yabancı yatırımcılarla konuşuyoruz. Düzgün siyaset ve
işbirliği yapamadığımıza değiniyorlar. Meselâ hâlâ etnik
ayrımcılık yapılıyor. Artık her şey değişti. İnsanlar bunun
oyununa gelmemeli. Kavga ederek kalkınamayız."
Son söz: İnsanın özü, kariyerini belirler
Mühendis olacakken satıcı, satıcıyken yıllar içinde genel
müdür olmuş Gündüz Özdemir. Kariyerinde sorumluluk duygusu
etkin rol oynamış. Bugün kendi sektörünün lideri Arçelik'in
başındayken de yine aynı duygunun etkisini hissediyor.
Sorumluluk duygusu yönetimine şekil veriyor. Özündeki
sorumluluk duygusu kariyerini başlangıçta farklı yöne çekse
de bugün geldiği konum itibarıyla Gündüz Özdemir'i genel
müdür ve grup başkanı unvanlarıyla ödüllendiriyor. |